17 Aralık 2014 Çarşamba

Kutbu'r-Rabbânî ve heykelü'n-Nûrânî câmiu'l-ulûmi ve'l-Meânî es-Seyyid, eş-Şeyh Hâce Mahmûdü's-Sâminî el-Pâlûvî el-Hüseynî (kaddesallâhü sirrahü'l âlî) Efendimiz Hazretlerinin vefâtına dâir Mersiyye'dir.

Kutb-ü Âlem, Şeyh-i efhâm, Hâce-î Kevnû Mekan,
Yakmadâ hicr'in bizî ey Mürşid-i İns île can.
Firkatînê sabr mümkin mî eyâ Gavs-î zamân
Hicr'ine canlar dayanmaz, yandı cânım el'aman,
El'aman Yâ Seyyidî, yakdî firâkın el'aman
Rihlet îdûb Âlem-î Lâhûtu kıldın âşiyan.
"Küllü şey'in hâlikün" dêdi çün Rabb-î Müsteân,
Emrine ferman'ber ôlub gitti ô Kutb-û Cihan
Bu firâk'â ağladî hep ârifân û âşıkan
Ağlayâlım, yânalım derdi île biz dê sâlikân
El'aman Yâ Seyyidî, yakdî firâkın el'aman,
Rihlet îdüb Âlem-î Lâhûtu kıldın âşiyan.
"İrciî" emrin işittî pîrimiz kıldî sefer,
Böyledir pâzâr-ı Âlem; her gelen elbet gider.
Maksad-î sıdk'â erîşüb eyledî Me'vâ mekarr
Yok bu derdin çâresi yânıb gidem ben dê meğer,
El'aman Yâ Seyyidî, yakdî firâkın el'aman
Rihlet îdüb Âlem-î Lâhût'u kıldın âşiyan.

1 Aralık 2014 Pazartesi

es-Seyyid, eş-Şeyh Hâce Mahmûdü's-Sâminî el-Pâlûvî el-Huseynî Kuddise Sirruhül âlî Efendimiz Hazretlerinin vefâtına

Gavs-i â'zam ve Mürşîd-i efham ve Pîr-i muazzam, Hâce-i Cihan ve Server-i hâcegân, Tâc-ı Sirr-ı Nakşiyân ve kurre-i ayn-i Sâminân, Müceddidüddîn, Muhyissünenü's-Seniyyet-i Seyyidü'l-Mürselîn, Kutbul Hakkanî, Vâkıf-ı Esrâr-ı Sübhânî el-Mukbili ilâ Evc-i Lâmekânî, ve'l-heykelinnûrânî, câmii'l-ulûm ve'l-meânî, es-Seyyid, eş-Şeyh Hâce Mahmûdü's-Sâminî el-Pâlûvî el-Huseynî Kuddise Sirruhül âlî Efendimiz Hazretlerinin vefâtına

TARİH
Kutb-i vakt îken azîzim içti firkat câmınî,
Âlem-i Lâhût'a gittî buldu vuslat kâmınî.
Bâyezîd-î Asr idî, gittî Cihandan âh kim,
Sarfederdî Ümmet'in irşâdına eyyâmınî.
Nakşiyâ'nın pîşüvâ'sı, ârif-î Billâh idî,
Kim sunardî ârifân'â bezm-i vahdet câmınî.
Dehr-i fânî'yî bırakub gitti çün ol Cennet'ê
Anda kurdû Hazretî Pir Devr'inî, Hengâm'ınî.
Bir aceb târih olur, tâdâd edersem nâmınî,
Bedriyâ îrişdi bîzê Hâce Mahmûd Sâminî. 1314

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün

30 Kasım 2014 Pazar

Nefy'edüb ağyâr'ı dil'den Hakk'a dön gel Yâr'ı gör, Dîde-î Hakbin bulub bû Dâr'dâ Deyyâr'ı gör

Nefy'edüb ağyâr'ı dil'den Hakk'a dön gel Yâr'ı gör,
Dîde-î Hakbin bulub bû Dâr'dâ Deyyâr'ı gör.

Eyle gel mir'ât-ı kalbin mâsivâ'dan hoşça pâk,
Nakş-ı kesretten geçüb dil'dê heman ol vâr'ı gör.

Yok bu pâzâr-î fenâ'nın kârı bildin ey gönül,
Kıl teveccüh sen sanâ gel Hakk ilê pâzârı gör.

Kesret-î ağyâr'a bakmâ, Vahdet-î Hakk'î gözet,
Geç bu sûret âleminden mâ'nâda Dîdâr'ı gör.

Gel Cemâl'î "Sümme Vechüllâh"ı gözlê Bedriyâ,
Ârif îsen taht-ı dil'dê Şâh olan Hünkâr'ı gör.
 


29 Ekim 2014 Çarşamba

Derûnun eyle hâlî, kıl muarrâ Beyt-i Rahmân'î Sivâ'dan vazgeçen âdem, bulur elbette Sübhân'î

Derûnun eyle hâlî, kıl muarrâ Beyt-i Rahmân'î
Sivâ'dan vazgeçen âdem, bulur elbette Sübhân'î,

Hayâl-î gayr'den bir dil müberrâ olsa âlemdê,
Hakîkat pâdişah olmuş, o bulmuş Üns-i Yezdân'î

O kim aşk ôdunâ yanmış ve Reng-î Hakk'a boyanmış,
Zülâl-î vasl'a ol kanmış, o olmuş mârifet kân'î.

Gönül çün Beyt-i Rahman'dır, Anâ lâyık O'dur dâim,
Dil oldur kim olur anda, demâdem Fikr-i Rabbânî.

Alâik'den avâik'den tecerrüd kıl bir an evvel,
Geçüp Dünyâ ve Ukbâ'dan bulâsın can'da Cânânî.

Cilâ ur Nûr-u Tevhid'lê, musaffâ et anî sôfî,
Sivâ rengin silüb dil'den, bulâgör nûr-u İrfân'î.

Der-î Dârisselâm-i Sâminî'yê kim ki baş koydû,
Olur maksûdunâ vâsıl, tutar â'lâda evtân'î.

İçüb vahdet şarâbın dest-i feyz'inden hüviyyet bul,
Gel ey Bedrî o sultânın olûben kûl'u kurbânî.

Sücûd-û kurb kılıb yok ol, bekâ bul Hakk ilê Bedrî,
Bulan bû vechile buldû, hakîkat kurb-i Sultân-î.
 

28 Eylül 2014 Pazar

Ey Hakk'dan irfân isteyen, gel benliğin terkîdegör, Bûlam rızâ'sînî diyen, gel benliğin terkîdegör.

Ey Hakk'dan irfân isteyen, gel benliğin terkîdegör,
Bûlam rızâ'sînî diyen, gel benliğin terkîdegör.

Gafletten uyân ey beyim, aşk ile yan sen ay beyim,
Sôyun, ol üryan ey beyim, gel benliğin terkîdegör.

Vahdet meyin iç sen helê, aşk île düş dilden dile,
Tâ êresin sen ol Gül'ê, gel benliğin terkîdegör.

Yôk ol da var ol Hakk ilê, var Hakk'a kul ol Hakk ile,
Giryân ü zâr ol Hakk ilê, gel benliğin terkîdegör.

Zikr île ol sen her nefes, gitsün gönülden her heves,
Dil'den sivâ meylîni kes, gel benliğin terkîdegör.

İrfân'ı bil, yokluk'dadır; Rıdvân'ı bil yokluk'dadır,
İhsân'ı bil, yokluk'dadır, gel benliğin terkîdegör.

Aldanma kâl'ê ey gönül, dal bahr-i hâl'e ey gönül,
İr sen visâl'e ey gönül, gel benliğin terkîdegör.

Tut mürşid'î kâmil elin, der, sen de hoş mânâ gülün,
Erîşe bâş â menzilin, gel benliğin terkîdegör.

Ey Bedri-î şeydâ sıfat, sen benliğînî Hakk'a sat,
Hep mâsivâ'yî dilden at, gel benliğin terkîdegör.

Müstef'ilün Müstef'ilün

Yâ Rabbenâ Yâ Rabbenâ, rahm'et kulun bîçâreyê, "Günâhınî yarlîğayûb" rahm'et kulun bîçâreyê

Yâ Rabbenâ Yâ Rabbenâ, rahm'et kulun bîçâreyê,
"Günâhınî yarlîğayûb" rahm'et kulun bîçâreyê,

Bir âcizü bîçâreyim, lutfeyle yûzî kâre'yim,
Ettim kesel, âvâreyim; rahm'et kulun bîçâreyê.

Gerçî günâhım bîaded, lâkin Senî bildim Samed,
Lutfeyle Allâh'ım meded, rahm'et kulun bîçâreyê.

Zenb-î vücûdum pek büyük, çêkilmez oldû işbu yük;
Zâtin büyük, afv'in büyük, rahm'et kulun bîçâreyê.

Benden benî al Rabbenâ, Sen'den yanâ sal Rabbenâ,
Bahşet banâ hal Rabbenâ, rahm'et kulun bîçâreyê.

Kurtar Sivâ'dan Rabbenâ, vasl'ın müyesser kıl banâ,
Bûlam (Bekâ ender fêna), rahm'et kulun bîçâreyê.

Yakmâ firâk'ın nârınâ, girgör bekâ gülzârınâ,
Koymâ bu îşim yârınâ, rahm'et kulun bîçâreyê.

Yandırma nâr-i firkatê, girgör sarây-î Vahdet'e,
Gîrem Huzur-û Hazret'ê, rahm'et kulun bîçâreyê.

Bahşet banâ aşk âteşî, ref'it gönülden teşviş'î,
Bâşîma koy devlet kuşû, rahm'et kulun bîçâreyê.

Lutf't kulun âvâreyê, sen merhem ur bû yâreyê,
Hiç kimse girmez ârayê, rahm'et kulun bîçâreyê.

Benden benî fân îdegör, katrâ'mı ummân îdegör,
Vasl'ınla handân îdegör, rahm'et kulun bîçâreyê.

Ref'it hicâb-î gafletî, kesrette îdem vahdet'î,
Bûlam huzûr-û Hazret'i, rahm'et kulun bîçâreyê.

Bedrî kulundur derdmend, döndû sanâ ol Müstemend,
Yârab bişâh-î Nakşibend,rahm'et kulun bîçâreyê.


Kim gelüb bûgün girersê Sâminî gülzârınâ Bir kademdê vâsıl ôlur elbet ol dildâr'ınâ.

Kim gelüb bûgün girersê Sâminî gülzârınâ
Bir kademdê vâsıl ôlur elbet ol dildâr'ınâ.

Bir nefestê mürde dil bûlur hayât-î câvidân,
Sâminî enfâs-ı kudsünden girer hem yârınâ.

Âlem-i mânâda şâh olmak dilersen sâlikâ,
Gel bugün ver varlığın sen Sâminî'nin vârınâ.

Hem gönül âyînesin gerd-î sivâ'dan pâk kıl,
İr Huzûr-u hazret'ê yanmâ bu firkat nârına.

Âlem-î Kuds'ê erişmek ister îsen Bedriyâ,
Sıdk ilê gel bende ol, gir Sâminî pâzârınâ.



Yârab senin aşk'ın bulan, devrân eder Yâhû deyû

Yârab senin aşk'ın bulan, devrân eder Yâhû deyû,
Vâr'ın verûb vasl'ın alan, cevlân eder Yâhû deyû.

Bakmaz bu yoldâ cânınâ, eyler fedâ cânânınâ,
Gîrer Hakîkat kânınâ, seyrân eder Yâhû deyû.

Âk ile karadan geçer, Dost'tan yanâ kânât açar,
Tâ vâsıl ôluncâ uçar, meydân eder Yâhû deyû.

Cân ü cihân'â bir nefes îdüb nazar kılmaz heves,
Zikrî olur: "Allâhu bes", Her ân ider Yâhû deyû.

Bedrî kulun aşk ihtiyâr îdüb yolûna baş koyar,
Vasl'în içün cân'â kıyar, kurbân eder Yâhû deyû.



27 Eylül 2014 Cumartesi

Dîvân'dan

Pîrimiz, manevî mürebbîmiz Osman Bedrüddîn Hz.lerinin Divân'ından tesbît edebildiğimiz kadarını, üzerinde yapılan nâçiz bir çalışmadan sonraki hâliyle takdîm ederken; mısra ve beyitleriyle ruh ve gönüllerimize, şelâle ve çağlayanlar misâli dökülen hakîkatler ummânından cümlemizi nasîblendirmesini; başta Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v) olmak üzere, bütün evliyâullah'ın şefâatine mazhar kılmasını Cenâb-ı Hakk'dan niyâz eyleriz.