14 Mayıs 2016 Cumartesi

İnsan, Merd-i Mânâ Olmalı, Merd-i Dâvâ Olmamalı

Mansur fâni olduktan (fenâfillaha erdikten) sonra Hakk onun lisânından “Ene’l-Hak“ demişken, C.Hakk buna da razı olmayarak Mansûr'un parçalanmasına muvâfakat etmiştir. Ya Haksız “ene“ diyenler ne olur bilmem? Bu sözümü vahdetçiler de işitsinler. Bâzı zevât “ene” dediklerinde C.Hakk’ın onlara; “Kulum sözünde sâdıksın, lâkin bu işi boş etmedin” diye emir buyurduğu mervîdir. Bunda çok mahzurlar varsa da, en büyük mahzuru Şerîate muhâlif bulunmasıdır. Mâhâza bu da sûrettedir. Yoksa, söz O’dur.

Bazı zevât bu mertebeyi geçtikten sonra “ente, ente”derler. Fakat sözle, ne “ene” doğrudur, ne “ente" doğrudur. Bu hâlin hakîkatini zevken anlamak, tatmak, yakinen ve aynen bilip bulmak lâzımdır. Mâhâzâ “ben" diyen kâmil değildir.


“İsteyen yârin, Hakla ider varın,
Balsa dildârın, saklar esrarın. ”


Kur'ân-ı Kerîm’de, Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hakkında: "De ki, ben ancak sizin gibi bir beşerim" (103) Kehf, 18/110. emr-i ilâhîsi gelmiştir. Daha biz nerede kalırız? İnsan merd-i mânâ olmalı, merd-i dâvâ olmamalı. Böyle söylüyorum, amma, hâşâ ve kellâ. ne Mansûr, ne de emsâli zevât merd-i dâvâ değildirler. Onların bu sözleri Hakk’tandır ve bir hikmete bağlıdır.




0 yorum :

Yorum Gönder